Tanısan sen de seversin

Tanısan sen de seversin

Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinden mevzu bahis açmakta bir çok fevaid görüyorum…

Sebebi ise şüphesiz asrın sahibi olmasından kaynaklanıyor. Asrın sahibinden söz edeceksek onun “Sözler”inden de bahsetmek gerekir diye düşünüyorum…

Aslında bu yazımda Bediüzzaman hazretlerinin kronolojik hayatından daha çok  ne yaptığını, niçin yaptığını ve nasıl yaptığını  konuşmakta yarar var sanki…

Baştan alacak olursak Üstad hazretleri hayatı boyunca ne yaptı: O hayatı boyunca tek bir şey için cihad etti… Evet bilerek büyük yazdım, Birinci Dünya Savaşı haricinde eline tek bir tüfek dahi alıp cihad etmiş değildir… Aksine eline kalem alıp, kalbine ve aklına imanı zevc edip bir davaya bürhanlık yapmıştır… Bu bürhan da yüz otuz parça cihazatın envaı, yani  Risale-i Nur külliyatıdır. Risale-i Nur külliyatı ile iman ve Kur’an davası için cihad  etmiştir. İman davasına Risale-i Nur bürhanı… Maşallah…

Peki 1927 tarihinin Türkiye’sini de düşünerek cevap ararsak Üstad Said Nursi böyle bir cihad anlayışına nasıl sahip olduğunu ve bu anlayıştan mütevellit Risalelerin husule gelmesini ne ile izah ederiz? Aslında herkes bir şeylerin farkındaydı o zaman. Büyük inkılaplar, büyük değişimler ve farklılaşmalar… İşte bütün bunların karşısına geçip küfrün belini kıracak bir zat bekleniyordu. Bediüzzaman da bu davanın dellallığı makamına namzet olmuştu. Yani Bediüzzaman hazretleri iman tohumlarını yeşertmek, küfrün de belini kırmak gayesiyle sebat ve metanetle manevi cihad hizmetinde bulunmuştur.

Peki nasıl yapmıştır?

Kolay olmadı elbette. Hayatı sürgünlerde geçti. Hapishanelerde kaldı. Evet bulunduğu mekanları da tam bir ıslahhane yaptı ama, zamanın devlet adamlarının menfi nazarlarına göre kendisi bir türlü uslanmıyordu. Nasıl uslansın, karşısında bir yangın var, alevleri göklere yükseliyor, o oraya yangını söndürmeye koşuyor; içinde evladı, imanı yanıyordu ve ayağını tökezletmek istiyorlardı. Fakat bu küçük zararların ne önemi vardı? Dar düşünceler, dar görüşlere ehemmiyet verilmezdi. Tabir-i caiz ise Bediüzzaman’ın hayatını yakıp yıkıyorlardı, büyük bir dava uğruna bunun ne önemi olabilirdi. Bilmiyorlardı ki Said Nursi’nin ölümü yaşamından çok hizmet edecek ve düşmanlarının başına bomba gibi patlayacaktı. Fakat daha yapacak çok işleri vardı Üstad hazretlerinin… Zorlukla birlikte kolaylıklar da vardı. Zorlukta rahmet de vardı. Zor, sıkıntılı oldu, fakat neticesi de güzel oldu.

Ne için böyle yaptı?

Çok da uzatmaya gerek yok. Bediüzzaman hazretlerinin belirttiği gibi ahirzamanın manevi yangınında masum evlatlar yanarken, yalnız kendi imanını kurtarmaya çalışabilir miydi? Elbette hayır. Üstat hazretleri asla bencil olmadı. Ahirzaman insanının, bizlerin ıslahı için çalıştı. Hem de çok çalıştı… Allah ondan gani gani razı olsun…

İşin ilginç yanı asrındaki bir kısım anlayışlar eline silah değil, kalem alıp savaşmasıydı. Çünkü onu Bediüzzaman yapan ilmiydi. Biliyordu ki ahirzamana erişmişti ve beklenilen müthiş şahıslar vazife başına geçmişlerdi. O müthiş zatlarla ise ne silahla ne de siyasetle baş edilemezdi.

Gariptir şu an Bediüzzaman’ın kendisinden çok talebelerinin hareketleri konuşuluyor, fakat inan ki tanısan sen de seversin.

Sonuç: İnşallah Bediüzzaman kazandı..

Peki biz?

Yazımın başında zikrettim, tekrar ediyorum. Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinden bahsedilecekse asıl Sözlerinden bahsetmek lazımdır.

Mehmed Solmaz
Latest posts by Mehmed Solmaz (see all)
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: