Türkiye ve Erdoğan: (Gerçek) hilafet geliyor

15 temmuz’da yaşadığımız kanlı darbe girişiminin hedefleri ve arka planındaki güçler bizim açımızdan büyük oranda netleşti. Bize göre Türkiye’nin içinde bulunduğu gelişme süreci ve Müslüman milletlerin büyük bir umudu olarak algılanıyor olması, bazı küresel güçleri önemli ölçüde rahatsız etmiş olacak ki bu güçler bu gelişim ve değişimi durdurmak maksadıyla, ülkemiz tarihinde benzerine rastlanmamış bir askeri terörizm ile bu süreci durdurmaya ve bu milleti yüzyıl geri götürmeye ve belki de tarih sahnesinden silmeye yönelik büyük bir oyunu başlattılar. Bu maksadla on yıllardır ülkenin bütün kurumlarına yerleştirmiş oldukları hain yapılanmayı da kullanarak dehşetli bir darbeye giriştiler. Ne var ki millet vazifesini yerine getirdi ve cesaret imtihanından Allah’ın izniyle geçti. Siyasilerin söylemleri ve tarihin de verdiği dersler öyle gösteriyor ki tehlike henüz tamamen geçmiş değil. Bu sebepten ötürü cesaret imtihanından geçen bu milleti şimdi feraset imtihanı bekliyor. Yeni bir darbe girişimi veyahut farklı bir müdahale şekli her an gerçekleşebilir. Bu yüzden millet olarak hazırlıklı olmamız ve tehlike geçmişçesine bir rehavet içerisine girmememiz gerekiyor.

Türkiye iç gündeminde darbe daimi olarak lanetleniyor ve çok fazla çatlak ses çıkmıyor. Bu güzel. Ancak bu durumun bir takım tehlikelere gebe olduğu da aşikar. Zira bu ülke üzerinde planları olan bazı güçlerin hedeflerini ve planlarını anlamak için de bu güçlerin uzantısı olan iç versiyonlarını dinlemek gerek. Türkiye şartlarında şu anda böyle bir imkan olmadığına göre bu vazifeyi yerine getirebilmek adına bizzat dış basını takip etmek ve Türkiye’deki sürecin dünya genelinde nasıl okunduğunu da anlamaya çalışmak gerekiyor. Ben de bu yüzden Fox News gazetesindeki Ralph Peters’in “Türkiye ve Erdoğan: (Gerçek) Hilafet Geliyor” yazısını okudum ve sizlerin de istifadesi için çevirmeye karar verdim. Bu yazıda altı çizilmesi gereken önemli noktalar olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden dileyenlerin ve farklı açılardan olaya bakabileceklerin istifade etmesi için çevirinin tamamını paylaşıyorum.

Türkiye ve Erdoğan: (Gerçek) Hilafet Geliyor

Eğer bugün Batılı liderlerin bir ortak özelliği varsa, o da kendilerini kandırma konusundaki dehalarıdır. “İslami terör”ün İslam’la alakası olmadığında ısrar etmek ya da dinin bu hususta hiçbir stratejik etkisinin olmadığını ve tüm insanların özgürlük ve demokrasi istediğini söylemek hakikatin hilafını iddia etmekten başka bir şey değildir.

Her ne kadar son olayların demokrasinin bir zaferi olduğu söylense de Türkiye’deki milyonlar için karanlık bir dönem yaklaşıyor.

Son birkaç yıldır pek çok Amerikalı ilk defa “halifelik” terimini duymaya başladı. Nitekim IŞİD, Irak ve Suriye’de aldığı toprakların hilafetin yeniden doğuşu olduğunu ilan etmişti. Bizim açımızdan ise “halifelik” başka bir işkence zincirinin adı oldu. Ne var ki IŞİD ile hiçbir alakası olmayan yüz milyonlarca Müslüman için halifelik kaybedilmiş bir altın çağı temsil eder. Bu çağda halife, ki aynı zamanda Osmanlı padişahıdır, tüm Müslümanlar üzerinde hakimiyeti olan ruhani bir liderdir.

14. yüzyılda sultanın ve halifenin aynı kişi olması gerektiğini iddia ederek Osmanlılar çoktan eskimiş bir halifelik kavramını yeniden canlandırdılar. Bu durum büyük modern lider Mustafa Kemal Atatürk bu kurumu 1924’te ilga edene kadar böyle devam etti. Mustafa Kemal, Türklerin yeni bir Türkiye kurmak zorunda olduğunu ve devleti güçsüzleştirecek dünyevi ya da ruhani bir imparatorluk iddiasında bulunmamaları gerektiğini söyledi.

O zamanlarda İslam dünyası iki gruba ayrılmıştı. Economist dergisinin 8 Mart 1924’te yayınlanan sayısında bu fark şöyle tarif edilmiştir: Türkler ve Osmanlı yönetiminden yeni kurtulmuş diğer milletler için “Batı tarzı milliyetçilik yükselişte iken halifelik ise gücünü kaybediyordu.” Buraya kadar iyi.

Ne var ki dergi sömürge tahakkümü altında yaşayan Müslümanlar için hilafetin uluslararası Müslüman birlikteliği ile kurtuluş mesajı taşıdığını da açıkça ifade etti.

Bugün bu kurtuluş mesajı henüz birlik çağrısı niteliği taşımasa da geri gelmiş durumda. Nitekim Bir ayaktakımı halifeliği olan IŞİD hilafeti, gelecek olan daha iddialı bir halifeliğin habercisi olarak okunabilir.

Bu da Türkiye’de olacak.

Tarihin tekerrür etmeyeceğinden eminmiş gibi kendini kandıran aynı Batılı liderler ve diplomatlar Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Yeni Türkiye” vizyonunu tanımayı reddetmektedirler. Erdoğan sadece “Yeni Osmanlı” ihtişamını değil aynı zamanda bir Türk tarafından yönetilen hilafetin de hayalini kurmaktadır. (Halifenin kim olacağı hakkında tahmin yapmak isteyen var mı?) Hülasa halife ve sultan tek bir kişi olarak Türk tahtına oturacak.

Bugün İstanbul’da. Yarın tüm dünyada.

Bir adamın ne istediğini anlayamazsanız, ne yaptığını da anlayamazsınız. Artık geniş çaplı ve yıkıcı bir baskı Türkiye’yi bekliyor. Çoktan 10 bin kişi gözaltına alındı, 100 bin kişi işlerinden çıkartıldı. Bunlara sadece askerler değil hakimler, sivil hizmetliler, polisler ve akademisyenler de dahil. Bu, oyunun sonu değil bilakis başlangıcıdır.

Acemice yapılmış bir darbe girişiminin ardından OHAL ilan eden Erdoğan ve destekçileri 100 bin kişinin darbe komplosuna dahil olduğunu iddia ediyor.

Bu, bu zamandaki en saçma iddialardan bir tanesi ancak durum bu. (Bu kadar fazla kişinin planladığı bir darbe uzun süre gizli kalamazdı-darbe bu şekilde yapılmaz.)

Erdoğan’ın daha önceden planlanmış bu tasfiyeyi gerçekleştirmek için bir nedene ihtiyacı yoktu. Onun elinde birçok neden ve isim listeleri vardı. Erdoğan’a sadece bir mazeret lazımdı. Başarısız darbe girişimi bu mazereti ona vermiş oldu.

Bizler Türkiye’nin seküler toplumunun yok oluşunun ve dini yönetim ve gericiliğe, müsamahasızlık ve baskıcı bir köktendinciliğe yaptığı uzun soluklu yürüyüşün şahitleriyiz. Bu olay hukuk egemenliğinin değil caminin moderniteye karşı olan zaferidir. Bunun Türkiye’de gerçekleşmesi için neredeyse yüzyıllık bir zaman geçti ancak inanç, moderniteden daha güçlü olduğunu bir kez daha ispat etti.

Profesörlerin ülkeden çıkışı yasaklandı. Hükümet bütün yüksek okul ve üniversite dekanlarının istifasını istedi. Muhtemelen yasaklanan kitaplar olacak, bu durum kitap yakmaya kadar bile gitse beni hiç şaşırtmaz.

Erdoğan ayrıca darbeyi bir zamanlar müttefiki olan vaiz Fetullah Gülen’in geri iadesi için de bir fırsat olarak kullandı. Utanmadan Gülen’in darbeyi Poconos dağlarından idare ettiğinde ısrar ederek en küçük bir direniş veya muhalefet kıvılcımını bile söndürmekte kararlı.

Birçok gözlemci darbenin etkilerini, Hitlerin gerçekleştirdiği “Reichstag yangını”na benzetti. Bilindiği gibi Hitler, muhalif siyasilerin kökünü kazımak için Alman Parlementosunu yaktırmıştı. İki olay arasında müthiş bir paralellik görünüyor. Türk entelijansiyası ise kendisini 30’ların Alman entelektüelleri ve Yahudileri gibi güvenilmez bir ortamda bulmak üzere.

Erdoğan gücü hem kendisi için hem de samimiyetle inancı için istiyor. O gerçekten inançlı birisi ve aynı zamanda bir megaloman. Onun hırsları sonunda Türkiyeyi, komşularını ve müttefiklerini kanlı trajediler zincirine sürükleyecek. Buna rağmen hala halkın yarısının desteğini gerçekten arkasına almış durumda. Erdoğan, Hitler’in arkasındaki destekten çok daha fazla desteği arkasına toplamış durumda.

Son yıllarda “İslamo-faşizm” terimi İslam’ın ve faşizmin ne olduğunu anlamayanlar tarafından bir hayli kullanılmaya başlandı. Ancak İslami faşizm terimi Erdoğan’ın programını neredeyse tam anlamıyla karşılıyor: İnançla gerekçelendirilmiş popülist intolerans ve bütün başarısızlıkları mağduriyet olarak lanse eden ve bütün ipleri elinde bulunduran bir lider. Erdoğan toplumu en cazip şeyleri vadediyor: Coşku ve intikam.

Ne var ki Nazi Almanyası gibi, bu liderin yönetilebileceği düşüncesiyle kendilerini kandıran vatandaşlar kendilerini bir hapishane hücresinde veya vize sırasında -eğer belgelerine zaten el konulmadıysa- çaresizce beklerken bulacaklar.

Erdoğan’ın muhaliflerin temizlenmesinin Türkiye’nin demokrasisini güçlendireceğine dair açık iddiası şu an sahnede ve onun bu demokrasi şekli Putin’in demokrasisinden bile daha az ikna edici.

Alman Başbakanı’ndan diktatöre veya başkanlıktan sultan-halifeliğe kadar, Erdoğan’ın adımları kaçınılmaz görünüyor. Bunların gerçekleşmesi an meselesi.

Sultan ve halife arası girişimlerle, esas muhalefetin daimi olarak yok edilmesi ve hayatta kalmasına izin verilenlerin sindirilmesi amacıyla hainlere karşı idam uygulamasının geri getirilmesi de gündemde. Ancak gerçek infaz gerekçesi ise belli oldu: Tayyip Erdoğan, Atatürk’ün seküler Türkiye’sini, Müslüman bir ulusun medeniyetin ön saflarında yer almasını sağlayacak rüyasını öldürmüş bulunuyor.

Ralph Peters

Fox News Strateji Analisti

Emekli Amerika Ordusu Çalışanı

Yazının orijinali şu linkten okunabilir:
http://www.foxnews.com/opinion/2016/07/21/turkey-and-erdogan-here-comes-real-caliphate.html

Bir düşünce üzerine “Türkiye ve Erdoğan: (Gerçek) hilafet geliyor

  1. Münir

    Yazar doğru tespit etmiş, zor günler geliyor.Lakin o zor günleri iple çeken bir imanlı topluluk var. Kan bu topraklarda hiç bitmemiş. Ancak kanın ne için akacağına biz karar verdiğimizde daha az akmış. 15 Temmuz öncesi Erdoğan megaloman dese hak verilebilirdim. Lakin 15 Temmuz sonrası o bir lider ve ne yaptığını iyi bilen bir adam. Başta ben olmak üzere milleti her şeyin daha güzel olacağına inandıran bir adam. Eğer M. Kamal denen adanın rejimi ile mücadele edilecekse her şey ucuzdur.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaşım