Fear of oblivion and perpetuity desire

While I was sipping all of my existential and ontological thoughts from Kafka’s fictitious metamorphosis cup, all of a sudden a question popped into my mind: What is the actual purpose of writing? To leave a perpetual and an everlasting impression said Kafka’s fictitious metamorphosis cup. And continued, all these fear of oblivion and adoring utterance comes from the wish of eternity and perpetuity. Think … Okumaya devam et Fear of oblivion and perpetuity desire

A serious problem: Conceptualization paradox

I am not going to write a narrative in this paper, I will just try to raise awareness of a problem that we suffer today, which is conceptualization paradox. Have you ever noticed that humans tend to conceptualize every single problem? Poverty, famine, unequal distribution of income, wage gap, scarcity, obesity, depression, monday syndrome, narcissism, inferiority complex, egoism, paranoid, cancer, economic crisis, ethnicity problems, racism, … Okumaya devam et A serious problem: Conceptualization paradox

An imperial insanity

This conversation is transcribed on the consideration of Bediuzzaman’s Book, The Words -Movements of Atoms. You are going to witness a short conversation with some particular atoms and subatomic particles that are basically living in a human eye, a volcano, a broken concrete from earthquake, a mountain, a storm in Mediterranean Sea a smelly shoe, a space, Mars, structures in Pakistan or facilities in New … Okumaya devam et An imperial insanity

Ontolojik acziyet

Yaşlı bir fare yine bir gün varlığını sorguluyordu göbeğinin üzerinde “Kul huvallah” suresini okuyan milyonlarca atomlara… Bazen vücudundaki ve kainattaki tüm kuarklardan helallik diliyordu… Dalga mı geçiyorsun bunak fare? İyice kafayı yemişsin… Dalga geçen bir halim var mı yaşlı fare? Fare inanmamıştı ona, inatçı bir fareydi o, inanmazdı hemen… İlla görecekti minicik gözleriyle… Al işte dedi yaşlı fare gözlerindeki kuarklar bile “Kul huvallah” diyor. Görmüyor … Okumaya devam et Ontolojik acziyet

Londra Günlüklerim: İslamiyet Batı’dan mı doğuyor?

Londra’ya iniş, sevdiklerinden ayrılış… Mağaradan çıkmıştı Dürrüşehvar. Artık kendini dünyanın merkezinde hissetmek bitmişti. Ailenden uzakta yabancı bir ülkede yaşama vakti gelmişti. Kulağımda Eddi Veddir’ın o sevdiğim şarkısı: Circles they grownand they swallow people whole Half of their lives they say goodnight to wives they’ll never now A mind full of questions, and a theacher in my soul And so it goes… Ruhum bir dönüşüme hazırlanıyor … Okumaya devam et Londra Günlüklerim: İslamiyet Batı’dan mı doğuyor?

Okumak, ama neyi?

İnsanı mı okumalı, kâinatın içinde bir nokta bile olamayan, ama mükemmelliğiyle hayran bırakan? Yoksa ölümü mü okumalı insan? Tüm kitaplar TEK bir kitabı anlamak için okunur diyordu bir yerde. Okuyoruz her birimiz, bunca yıldır okuyor âlimler, ama neyi? İnsan olmak ölümcül bir hastalığa yakalanmak gibi tıpkı… Doğumla birlikte başlıyor hastalık… Aynı zamanda bizi biz yapan şey bu hastalık, yani insan olma hastalığı… Okumak mıydı çaresi … Okumaya devam et Okumak, ama neyi?