Biraz huzur

Arab yarımadası ve yakın çevresi başta olmak üzere tüm İslâm coğrafyası diken üstünde. Silahlar, bombalar susmak bilmiyor. Büyüklerim, insan olan yerde sorun da olur diyor. İslâm coğrafyasının en büyük sorunu da birbirini yemesi olsa gerek. Birbirimizle uğraşmaktan -Anadolu’da dahil- huzur veya barış ortamı bir türlü sağlanamıyor.

Dar daire olsun, geniş daire olsun insan yaşananlara kayıtsız kalamıyor. Ben de kendime “Huzur ortamını gerçekten istiyor muyum?” diye sordum. Herhalde kim kendisine bu soruyu sorsa “evet” cevabını alır. “Huzur ortamı için ne/ler yapıyorum?” diye ikinci bir soru sorduğumda neden huzurun sağlanamadığına cevap buluyorum aslında. Birinci soruya verdiğim “evet” cevabı bile etkisizleşiyor.

Kendime son günlerde “Neden huzur ortamını istiyorsun?” diye soruyorum. Dünyaca ünlü sporcular ülkene gelip güvenli bir şekilde oyunlarını oynasınlar diye mi? Ya da turistler ülkene dolsun da esnaf amcanın, dayının yüzü gülsün diye mi? Ya da rahat bir şekilde eğitimini tamamla ve ekonomisi güvende olan bir ülkede bir masa kap ve maaşının tadını çıkar diye mi? Ya da çocukların/yeğenlerin, kısacası tüm sevdiklerin için mi? Neden huzur ortamını istiyorum?!

İlk başta verdiğim cevablar hep dünyevi idi. Uhrevi bir cevab veremediğimi farkettim. İhlaslı bir şekilde “İman hizmeti için huzur ortamını istiyorum” diyemedim mesela. Sorunlu ortamlarda “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” deyip kenara çekilmek en kolayıdır. Bu kolay yolu seçmek benim vicdanımı rahatlatmıyor, ama çoğunlukla bu yolu tercih ediyorum.

Bu konuda uzunca bir şeyler yazmak içimden gelmiyor. Şu birkaç soruya verilecek ihlaslı cevaplar arıyorum. Bize huzuru aratan dünyevi arzular mı, yoksa uhrevi arzular mı? Ve bugüne kadar huzur ortamı için ne/ler yaptık? Dünyaya huzuru getiremeyen biz Müslümanlar Allah’ın huzuruna çıkmaya hazır mıyız?

Latest posts by Tevfik Ertem (see all)

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaşım