Davamız namusumuzdur

Davamız namusumuzdur

Anadolum; gözleri yaşlı, sineleri buruk, hürriyet aşığı Anadolum. Sen ne badireler atlattın, ayağına bağlanan prangalara rağmen ne yollar aldın.

Sen hep ezilsen de, sen hep sana rağmenli diktalarla zorlansan da sen Nur’un ışığını her daim berrak tuttun.

Sel, afet olup tahrip suhuletiyle bozsa da yaptıklarını, sen sabırla ve dua ile Ferhat-vari inadına hizmet, inadına kardeşlik, inadına sabır dedin.

Nur’un ve hizmetin zembereği medresemizin direkleri çatırdıyor, Nur’un muhafızları prangalara vuruluyor.

İman hakikatlerinin ilanı için hayatını ve hayatına ait olan her şeyi feda eden fedakârlar hain damgası ile damgalanıyor.

Ayakta ve hayatta hiçbir şey bırakmamaya and içmiş bir güruh, kafa ve kalbine zehirli bir hançer saplıyor.

Biz adalet ve hakkaniyet hamuru ile yoğrulduk. Develerin sahibinin kudretinden ve hikmetinden emin olduk.

Bu dava ahirzaman davasıdır.

Bu dava bin yılın şafağında doğan Kur’an nurunun sancağıdır.

Ey sinesinde huzur bulduğumuz Anadolum; bilirsin, akı kara karayı ak eden bir marazdır cerbeze.

Tahkik ve mihenk mizanı tahrip olsa da merak etme.

Sabrın ve duan ile aşılır bu muzır maniler de.

Neyleyim dilim lal oldu, gözümün feri kayboldu, elim kalkmaz oldu.

Söylesem bi dert, söylemesem başka bir dert.

Vicdanım yaralı, sinelerdeki çığlıklar arşa dayandı.

Bilirim sen de muzdaripsin.

Bir bakarsın ele, bir bakarsın söylenene.

Vicdanın ele göre, aklın söylenene göre çarpışır birbiriyle.

Seni senin can evinden, her şeyim dediğin davanın selametinden vurdular bilirim.

Ele bak ey Anadolum bir de dildeki zehre bak.

En nihayet neticeye bak.

Kökümüze zakkum döken, dallarımızı kesip bizi meyvesiz, kısır bırakmak isteyenleri göreceksin. Geleceğimizi karartan vesayet heveslisi darbecileri göreceksin.

Dilinden gıybet, yalan ve iftira düşmeyen, kalbini adavet, hırs ve gayz bağlamışları göreceksin.

Tek mahareti tahrip olan, nurani esaslarımızı tarumar edenleri göreceksin.

Sen ve senin aziz şahs-ı manevinin hunhar bir el tarafından hevesleri uğruna alet edildiğini göreceksin.

Usul ve vusul patırtısı içinde “esasların” nasıl devrildiğini göreceksin.

Araçların amaç olduğunu, cadde-i nur’un nasıl daraltılıp mazinden koparıldığını göreceksin.

Kendi öz evladını kendi sofranda sana nasıl servis edilip çiğ çiğ yedirildiğini göreceksin.

Kaldır başını Ararat ve Erciyes gibi…

Tutun omuz omuza Toroslar gibi…

Kararan gecelerimiz için kaldır ellerini…

Kaldır o dimdik aziz başını, hak ve adaleti ve onun kutlu muhafızlarının Nur sancağını dalgalandırmaya devam ettiğini göreceksin.

Dalalete, zındıkaya ve süfyanizme karşı son nefese kadar nöbette olduklarını göreceksin.

Dahil ve hariçten gelen, bilinen ve bilinmeyen bütün darbelere rağmen hakka teslim olmuş kendi yiğitlerini göreceksin.

Vazife-i hayatım Risale-i Nur’un ilan ve neşridir diyenleri, bu uğurda kendisi dahi bu davanın cihana neşri için mani ise, “Ya Rab canımı al!” diyen fedakârları göreceksin.

Ben ölsem davam baki kalsın diyen, hakkından vazgeçip hak için kendini feda edenleri göreceksin.

Elbette sen yine o yorgun ve yılgın omuzların üstündeki şanlı ve aziz başını kaldırıp, nurları taşıyan mübarek ellerinle, “Yeter artık, söz cemaatindir!” diyeceksin.

Hizmet-i iman ve Kur’an’ın zembereği olan medresene, kalenin muhafızlarına, naşir-i efkârın olan müesseselerine sahip çıkacaksın.

Tahribin suhuleti yerine, tamirin zorluğuna rağmen, “Meşakkat gıdamızdır, davamız namusumuzdur” diyeceksin.

Latest posts by İsmail Kartal (see all)
Share

One thought on “Davamız namusumuzdur

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: