En ileri hırsızlık

Geçenlerde bir arkadaşım bana çok büyük bir günaha bulaştığını söyledi. Biraz konuşmak istiyordu, belli ki konuşmak onu rahatlatacaktı. Geçmiş günahlar anlatılmaz kaidesinden dolayı ağzından fazla laf alamadım. Sadece büyük bir hırsızlığa bulaştığını belirtti.

Gündem yolsuzluk olaylarıyla çalkalandığından dolayı böyle bir işe karışmış olabileceğinden şüphelendim. Çok meraklı bir insanım, ne yapıp edip ağzındaki baklayı çıkarmalıyım dedim. Fazla merak iyi değil derler. Azrail beni merakımın peşinde koşarken yakalayıp mezara sokarsa şaşırmayın. Arkadaşım yaptığı hatanın yeni olmadığını, çok uzun süredir devam ettiğini söyledi. Al bir de buradan yak, bizimkisi yolsuzluğun âlâsını yapmış.

Bu belaya nasıl bulaştığını sordum, bilmediğini söyledi. Yaptığının hırsızlık olduğunun farkında bile değilmiş beyefendi. Ceza hukukunda kişinin yaptığı eylemin suç olup olmadığını bilmemesi mazeret sebebi değildir. Arkadaşın bu yaptıklarını görmemişler/görmek istememişler ki bu zamana kadar bu şekilde gelebilmiş. Ancak Allah Semî’dir, Basîr’dir. Yaptığının günah olduğunu bilmediğini Allah’a karşı da savunabilecek midir?

Bir mazereti de çevresindeki herkes böyleymiş ve açıktan bunu yapıyorlarmış. Allah’ım sen bu kullarını ıslah eyle! Nasıl bir çevre bu, insanlar nasıl bu kadar bozulmuşlar? Nasıl bu kadar rahat günah işleyebiliyorlar? Bu insanlar bu hırsızlığa son vermek için Kahhâr-ı Zülcelâl’in gökdelenleri üstümüze yıkmasını, denizlerini üzerimize sürmesini, kafamıza göktaşlarını düşürmesini mi bekliyorlar?

Mazeretleri saymakla bitmiyor. Çok acelesi oluyormuş, bu yüzden böyle yapmak zorunda kalıyormuş. İşi acele olan herkes hırsızlığa kalkışacaksa vay bu milletin haline. Yeni bir sosyolojik tespitte de bulunmuş olduk. Bizler hırsızların işini aceleyle yaptığını düşünürdük ama öyle değilmiş, işi acele olanlar hırsızlık yapıyormuş.

Bunca yıllık arkadaşımın bu halde olduğunu görünce tamamen ondan soğudum. Aslında onu dinlemeye devam etmemem gerekirdi. Hatta yüzüne tükürüp yanından ayrılmam gerekirdi ama bu kederli halini, utancından yüzüme bakamayışını görseydiniz çok pişman olduğunu anlardınız. Tutunacak bir dal arıyordu, utancından kurtulmak istiyordu. Yaptığı tüm hırsızlıkları sırtından atıp rahatlamak istiyordu. Tüm günahlarını tevbe istiğfar ile temizlemek istiyordu.

Arkadaşım kim bilir (Allah bilir) ne kadar hırsızlık yapmıştı. En başta da belirtiğim gibi yaptığı hırsızlığın kötü bir şey olduğunu bilmediğini söyledi. Kulağa her ne kadar komik gelse de bilmiyormuş işte. Peygamber Efendimiz’in (ASM) “Bilmiyorlar Rabbim, bilselerdi yapmazlardı” dediği gibi arkadaşım da bilmiyormuş. Kendisini neyin değiştirip aydınlandığını sorduğumda ise yeni yeni gitmeye başladığı Risale-i Nur derslerinden bahsetti. Son gittiği bir Nur dersinde bir hadis-i şerif kulağına ilişmiş. O hadisi bana söylediğinde bu kez utanma sırası bendeydi. Arkadaşımı içimden kötülerken aslında kendimin de onun gibi büyük bir hırsız olduğunu fark ettim. Arkadaşımla bu sohbetimize kadar etrafımdaki birçok kişiyi şöyle böyle suçlarken azılı suçlunun bizzat ben olduğumu da anlamış oldum. Arkadaşıma yardımcı olayım derken, elhamdülillah kendi nefsimin yardıma muhtaç olduğunu görmüş oldum. Bu yazı da kendi nefsim için yazılmış oldu. Sizler de en güzel şekilde istifade edersiniz inşaallah…

Arkadaşımın ne dediğini mi merak ediyorsunuz?

Onun ağzından dökülen o mübarek cümle şöyleydi:

İnsanların hırsızlıkta en ileri olanı, kendi namazından çalan kimsedir. (Müsned-i Ahmed b. Hanbel, III/70)

Latest posts by Tevfik Ertem (see all)

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaşım