İbn Atâullah’ın Hikem’i ve Risale-i Nur’dan hatırlattıkları-2

İbn Atâullah’ın Hikem’i ve Risale-i Nur’dan hatırlattıkları-2

18. Ümidini kestiğin şeyden hürsün. Tamah ettiğinin ise kölesisin.

Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı. Eğer O razı olsa bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse bütün halk reddetse tesiri yok.

19. Her sorulana cevap veren, her gördüğünü anlatan ve her bildiğini söyleyeni görürsen bil ki o cahildir.

Senin üzerine haktır ki her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı fakat her doğruyu demek doğru değildir.

20. Allah ahiret yurdunu mü’min kullarını mükâfatlandırma yeri kılmıştır. Çünkü bu dünya Allah’ın onlara vermek istediğini sığdıramaz. Hem de onları kalıcı olmayan bu dünyada mükâfatlandırmaktan daha değerli tutmuştur.

Hem hadsiz emellerin, elemlerin varsa nihayetsiz bir sevap ve hadsiz bir rahmet seni bekliyor. Hem hadsiz arzuların, makasıdın varsa onları düşünüp muztarip olma. Onlar bu dünyaya sığışmaz. Onların yerleri başka diyardır ve onları veren de başkadır.

21. O’ndan isteyeceğin şeylerin en hayırlısı O’nun senden istediğidir.

Yâ Rabbenâ! Buyurun, ne için bizi istihdam edersen et. Hakkımız Sana itaattir. Her yaptığın şey de haktır.

22. Ârifler bast halindeyken kabz hâlindekinden daha ziyade korkarlar. Çünkü bast hâlinde edebi koruyabilenler pek nadirdir.

Emn ve ye’sin vartasına düşmemek hikmetiyle, havf ve reca müvazenesinde sabır ve şükürde bulunmak için kabz-bast hâletleri celâl ve cemal tecellîsinden intibah ehline gelmesi, ehl-i hakikatçe  medâr-ı terakki bir düstur-ı meşhurdur.

23. Mahrum bırakılmak senin için bir anlayış kapısı açıyorsa bu mahrumiyet ihsanın ta kendisidir.

Eskiden beri diyordum: “Yâ Rabbi! Ben o kadar muhtaç iken ve nazmı severken bu iki nimet bana verilmedi” diye teşekkî değil tefekkür ediyordum. Sonra bana kat’î tebeyyün etti ki şiir ve hat bana verilmemek de büyük bir ihsan imiş. Hem o hatta ihtiyacımı sizin gibi kalem kahramanlarının muavenetleri temin ediyor. Hat bilseydim hatta itimad edip mesâil ruhta kararlayarak nakşedilmeyecekti. Eskiden hangi ilme başladım, hattım olmadığı için ruhuma yazardım. Fevkalâde bir meleke ihsan edildi.

24. Halkın vermesi mahrumiyet, Hakk’ın mahrum bırakması ise ihsandır.

Bir iki senedir çok emâreler ve tecrübelerle kat’î kanaatim oldu ki halkların malını, hususan zenginlerin ve memurların hediyelerini almaya mezun değilim. Bazıları bana dokunuyor; belki dokunduruluyor, yedirilmiyor, bazan bana zararlı bir surete çevriliyor. Demek gayrın malını almamaya mânen bir emirdir ve almaktan bir nehiydir.

25. Rabbimiz kulunun peşin amelini veresiye mükâfatlandırmaktan yücedir.

Ey sa’y ve ameldeki lezzet ve saadeti bilmeyen tembel insan! Bil ki Cenâb-ı Hak kemâl-i kereminden hizmetin mükâfâtını hizmet içinde derc etmiştir. Amelin ücretini nefs-i amel içine koymuştur.

26. Olabilir ki seni bir günaha düşürür de ulaşmana vesile olur. Zillet ve fakra vesile olan bir günah, izzet ve kibre götüren taatten hayırlıdır.

İstiğfara müncer olan derk-i kusur ise gurura müncer olan hüsn-i amelin rüyetine böyle vesveseli adama müreccahtır. Yani böyle vesveseli adam amelini güzel görüp gurura düşmektense, amelini kusurlu görse, istiğfar etse daha evlâdır.

27. Belayı verenin Allah olduğunu bilmen sana belanın acısını hafifletsin. Zira kaderlerdeki belaları sana gönderen, seni bol bol nimetlere alıştıranın ta kendisidir.

Bırak biçare feryadı, belâdan gel, tevekkül kıl.
Zira feryat belâ-ender, hatâ-ender belâdır, bil.
Belâ vereni buldunsa atâ-ender, safâ-ender belâdır, bil.

28. Tesbih ederim o Allah’ı ki ubudiyeti izhar ederek Rubûbiyetin azametini ortaya çıkarmıştır.

Ey insan! Şu kâinattan maksad-ı âlâ, tezahür-ü Rububiyete karşı ubûdiyet-i külliye-i insaniyedir.

29. Gafil sabahladığında o gün ne yapacağına, akıllı ise Allah’ın ona ne yapacağına bakar.

Hem bil ki her yeni gün sana hem herkese bir yeni âlemin kapısıdır. Eğer namaz kılmazsan senin o günkü âlemin zulümatlı ve perişan bir halde gider, senin aleyhinde âlem-i misalde şehadet eder. Zira herkesin her günde, şu âlemden bir mahsus âlemi var.

30. Hak sende usanç olduğunu bildi ve ibadetleri çeşit çeşit kıldı. Sende heves olduğunu gördü de bazı vakitlerde ibadet etmeni yasakladı.

Merci-i hakikîye dön, imana gel, mükedder olma. O seni senden daha ziyade düşünür.

31. Namaz kalpleri günah kirlerinden arındırıp gayb kapılarının açılmasını sağlar. Namaz münâcât mahalli ve safileşme madenidir. Sırların alanları onda genişler ve nur ışıkları onda parıldar.

Hâlbuki namazda ruhun, kalbin, aklın büyük bir rahatı vardır.

32. Sana fazlını göstermek istediğinde bir şeyi sende yaratır ve sana nisbet eder.

Hem deme ki “Halk içinde ben intihap edildim. Bu meyveler benimle gösteriliyor. Demek bir meziyetim var.” Hayır, hâşâ! Belki herkesten evvel sana verildi çünkü herkesten ziyade sen müflis ve muhtaç ve müteellim olduğundan en evvel senin eline verildi.

33. Eğer O’na ulaşmak için kötülüklerinin sona erip iddialarının yok olmasını bekliyorsan ebediyen O’na ulaşamazsın. Fakat O seni kendine ulaştırmak istediğinde senin vasfını ve hususiyetini kendi vasfı ve hususiyetiyle örter. Dolayısıyla O’na ulaşman senden O’na gidenle değil O’ndan sana gelenledir.

Evet, sen, benim cismimde âlemdeki tabiata benzersin. İkiniz hayrı kabul etmek, şerre merci olmak için yaratılmışsınız. Yani fâil ve masdar değilsiniz belki münfail ve mahalsiniz. Yalnız bir tesiriniz var. O da hayr-ı mutlaktan gelen hayrı güzel bir surette kabul etmemenizden, şerre sebep olmanızdır.

Abdülhamid Karagiyim
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.