“Risale-i Nur’dan başka kitap okunmaz mı?” meselesinde iki gelenek ve bir örnek

Hakikat karşısında iki farklı duruş

Risale-i Nur’un insana kazandırdığı bana göre en önemli hususiyetlerden birisi hakikatin tek olmakla birlikte çok yönlü olduğu ve kuşatılamayacağı gerçeğini kavratmasıdır. Öyle ki hakikati bulma çabasında bulunan herkesin doğrusunun aslında “kendince” bir doğru olduğunu yani hakikat deryasından o şahsın kabına kabiliyeti miktarınca damlayanlar olduğunu anlarsınız.

Çoğu zaman ve çoğu mekanda göz ardı edilen bu husus insan için öylesine kritik ve belirleyicidir ki esasen hayatımızdaki bütün anlayışlara ve tartışmalara yön verir. Hakikati kendi doğrusundan ibaret gören yolun yolcuları tekfirci, mutlakiyetçi ve uzlaşılmaz yaklaşımlar geliştirirken hakikat okyanusunun kendi kabına damlayanlardan ibaret olmadığını anlayan yolcular ise çok daha kapsayıcı, insaflı ve mutedil bir duruş ortaya koyarlar. Makro ölçekte Ehl-i Sünnet-Şia geriliminden mikro ölçekte eşler arasındaki münasebetlere kadar bu hakikatin tezahürleri hayatın her alanında müşahede edilebilir.

İki farklı duruşun daire içindeki tezahürleri

Bu “kendi anlayışını mutlaklaştırma” temelinden beslenen gerilime Risale-i Nur dairesi içindeki “Risalelerden başka kitap okunur mu?” tartışmasında da şahit olabiliriz. Ana akım Nurcu gelenekte Risale-i Nur harici kitaplar okunması ­­-istisnaları ayırırsak- “sadakatsizlik” etiketi altında olumsuzlanan bir davranıştır. Burada genellikle Üstad’ın Kastamonu Lahikası’nda yer alan bir mektubunda söylediği şu cümle esas alınır: “Risaletü’n Nur hakaik-i İslamiye’ye dair ihtiyaçlara kâfi geliyor, başka eserlere ihtiyaç bırakmıyor.” Bu ve benzeri birkaç cümleyi bağlamından ve kayıtlarından kopararak direkt olarak “Nur talebesi Risale-i Nur’dan başka kitap okumaz” hükmüne ulaşabilmek açık söylemek gerekirse biraz zahirperest ve koşullanmacı bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımın mesela dershanesinde kalırken bir yandan da felsefe alanında doktora yapan bir felsefe talebesine verebileceği mantıklı ve tutarlı bir cevap bulunmamaktadır.

“Müzakere geleneği” olarak isimlendirebileceğimiz diğer tarafta ise Risale-i Nur dışında eserlere de yoğun bir teveccüh bulunmakta, başka kitap okumamanın ise en hafif tabirle bir cehalet göstergesi olduğu kanaati hakim bulunmaktadır. İlme daha müştak, müzakere ve mütalaaya daha düşkün olan bu cenahta eğer dikkat edilmezse diğer deyişle müzakerelerle akıl büyürken kalbin de beraberce genişlemesine dikkat edilmeyip akıl-kalb beraberliği sekteye uğrarsa, harici kitap okumayanlara karşı küçümseyici ve kem nazarla bakma gibi potansiyel riskler bulunduğu kanaatindeyim.

Bir ehadiyet sırrı: kişiye özel yaklaşım

Bu meselede iki taraflı mutlakiyetçi ve inhisarcı yaklaşımlardan azade olabilmek ve makul bir zeminde buluşabilmek için Bediüzzaman’ın mezheplerin çeşitliliğinin hikmetini anlatırken kullandığı “su” misalinden faydalanabileceğimizi düşünüyorum. Öncelikle metni buraya alalım:

Eğer desen: Hak bir olur. Nasıl böyle dört ve on iki mezhebin muhtelif ahkâmları hak olabilir?
Elcevap: Bir su beş muhtelif mizaçlı hastalara göre nasıl beş hüküm alır. Şöyle ki: Birisine hastalığının mizacına göre su ilaçtır, tıbben vaciptir. Diğer birisine hastalığı için zehir gibi muzırdır, tıbben ona haramdır. Diğer birisine az zarar verir, tıbben ona mekruhtur. Diğer birisine zararsız menfaat verir, tıbben ona sünnettir. Diğer birisine ne zarardır ne menfaattir, afiyetle içsin, tıbben ona mübahtır. İşte hak burada taaddüt etti. Beşi de haktır. Sen diyebilir misin ki “Su yalnız ilaçtır, yalnız vaciptir, başka hükmü yoktur?

Risale-i Nur’dan başka kitaplar okuyup okumamanın meşruluğu da insandan insana bu örnekteki gibi değişebilir. Mesela ilahiyatta doktora yapmakta olan bir Risale-i Nur talebesinin başka kitaplara müracaatı için “İlmen ona vaciptir” denebilir. Ya da Risale-i Nur’dan aldığı ubudiyet şuuruyla her hâlini Allah’ın rızasına uygun bir şekle sokma ihtiyacı hisseden, bu saikle hayatını sünnet-i seniyye merkezli inşa etmek isteyen bir insanın hadis külliyatlarına başvurması nasıl engellenebilir?

Örnekte suyun hastalığın karakterine göre mahiyet değiştirmesi gibi başka kitaplar okumanın kendisine faydadan çok zarar vereceği kişiler de elbette olabilir. Mesela kader meselesiyle ilgili soru ve şüpheleri olan esnaf Ahmet abi Kader Risalesi okuyup soru ve şüphelerini giderdikten sonra ona “Sen burada kalma bir de Razi’nin kaderle ilgili izahlarına bak” demek tabiî ki lüzumsuz ve faydasızdır.

Velhasıl bu meselede kendi cenahının anlayışını mutlaklaştırmadan, aynı zamanda bir ehadiyet sırrı olan “kişiye özel yaklaşım” kriterini hayata geçirmemiz gerektiğine inanıyorum. Ve iki geleneğin de birbirini suçlamadan anlaşabileceği ve uzlaşabileceği bir zeminde buluşması için bu “su” misali çok değerli ve ufuk açıcı görünüyor.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaşım