Tebzir: Şeytanların kardeşliği

Mustafa Said İşeri

okur, düşünür, yazar, sever, gezer, arar...
okur lakin beddua ve lanet değil,
düşünür lakin bencilcesini değil hikmetlicesini,
yazar lakin yazarlık taslamaz,
sever lakin nur saçanı ve elemsiz lezzet vereni,
gezer lakin aylak aylak değil seyr ve fikr merakına,
arar lakin ebediyet mührü olanı ve beka bulanı,
cehalet çöllerinde hakikat ab-ı hayatına susamış bir yolcu gibi...
http://www.hakikatarayisi.com
Mustafa Said İşeri

Latest posts by Mustafa Said İşeri (see all)

Ahiret pazarının kurulduğu Ramazan-ı Şerif ile bir nebze nefes alsak da, gerçek ihtiyaçlar (hacat-ı zaruriye) ile sahte ihtiyaçların (hacat-ı gayr-i zaruriye) aynı tezgahta satıldığı acayip bir asrın insanlarıyız. Tüketim toplumu denilen devasa bir girdabın çekiminde debelenip duruyoruz. Sahte ihtiyaçlarımız arttıkça iktisatsızlık, kanaatsizlik, israf gibi nice ahlaki sorunla yüzleşmek ve mücahede etmek zorunda kalıyoruz. İktisatsızlık ettikçe kanaatsiz oluyoruz. Kanaatsizliğimiz arttıkça da her türlü israf türünü normalleştiriyoruz. … Okumaya devam et Tebzir: Şeytanların kardeşliği

Gökler korktu, ya sen?

Mustafa Said İşeri

okur, düşünür, yazar, sever, gezer, arar...
okur lakin beddua ve lanet değil,
düşünür lakin bencilcesini değil hikmetlicesini,
yazar lakin yazarlık taslamaz,
sever lakin nur saçanı ve elemsiz lezzet vereni,
gezer lakin aylak aylak değil seyr ve fikr merakına,
arar lakin ebediyet mührü olanı ve beka bulanı,
cehalet çöllerinde hakikat ab-ı hayatına susamış bir yolcu gibi...
http://www.hakikatarayisi.com
Mustafa Said İşeri

Latest posts by Mustafa Said İşeri (see all)

Gökler korktu… “Emanet” arz edilince gökler, yer ve dağlar korktular (eşfekne minha, Ahzab 33:72). İnsan ise korkmadı… Fıtratı, emanet-i kübranın ağır yükünü taşıyacak yetenekteydi. Yine de korkmalıydı… Emanete ihanetin ebedi zillet damgası “zalûm” ve “cehûl” olmaktı. II. İmam-ı Ali (RA) namaz öncesinde korkudan titrerdi. Sebebi sorulduğunda, “Allah’ın göklere, yerlere ve dağlara arz edip de onların kabulünden çekindikleri ve benim boynuma aldığım ilahi emaneti ödeme zamanı … Okumaya devam et Gökler korktu, ya sen?

Saymadan ver ki

Latest posts by Destan Şahlan (see all)

Neler aldığımı bilmeden verdim. Hani emanetti ya elimdekiler, ellerimle tutarak vermek, emanetle başka bir emaneti teslim etmek çok garipçeydi. Hani acizdim de bu kadar da değil. Güzel olan bunca fakirliğime rağmen bana vermeyi hissettirmesiydi ve o sevinci lütfetmesiydi. Aslında veren O’ydu, bense ne kadar da çok veriyorum sanıyordum. Bir de üstelik verdiklerimi(!) sayıyordum. Bunları biliyordu elbet ve haberdardı en ince hislerime kadar. Utanmazken ve ince … Okumaya devam et Saymadan ver ki

Zimmet olan farz namaz

Mustafa Said İşeri

okur, düşünür, yazar, sever, gezer, arar...
okur lakin beddua ve lanet değil,
düşünür lakin bencilcesini değil hikmetlicesini,
yazar lakin yazarlık taslamaz,
sever lakin nur saçanı ve elemsiz lezzet vereni,
gezer lakin aylak aylak değil seyr ve fikr merakına,
arar lakin ebediyet mührü olanı ve beka bulanı,
cehalet çöllerinde hakikat ab-ı hayatına susamış bir yolcu gibi...
http://www.hakikatarayisi.com
Mustafa Said İşeri

Latest posts by Mustafa Said İşeri (see all)

Dokuzuncu Söz’de yer alan “borç ve zimmet olan farz namaz” ifadesi beni epey düşündürdü. Bu cümle üzerindeki sığ tefekkürümü derinleştirme iştiyakım şiddetlendi. Farz namazı kılarken çoğu zaman bende ekseriyetle hâkim olan borçluluk duygusuydu. Oysa namazımı zimmet olarak algılayıp uygulamak üzerine pek fazla yoğunlaştığım söylenemezdi. “Niçin namaz zimmettir?” sor[g]usu üzerinde ciddi manada düşünmeye ihtiyaç hissettim. Bu tefekkür serüveni geçici bir entelektüel heves değil, belki hayat boyu … Okumaya devam et Zimmet olan farz namaz

Yaratılışın özüne doğru

Abdülhamid Karagiyim

vukufiyet'ten niyetimiz şu duanın kapsama alanına girmektir:
Şu risale bir meclis-i nuranîdir ki, Kur’ân’ın şu münevver, mübarek şakirtleri, içinde birbiriyle mânen müzakere ve müdavele-i efkâr ediyorlar. Ve yüksek bir medrese salonudur ki, Kur’ân’ın şakirtleri onda her biri aldığı dersi arkadaşlarına söylüyor.
Abdülhamid Karagiyim

Fâtır-ı Hakîm “yokluk” karanlıklarına “varlık” aydınlığı bahşederken bunu gelişigüzel bir surette irade etmemişti… Şu şehâdet alemindeki varlık mertebelerinin en alt basamağına cansızları-madenleri konuşlandırmıştır. Bu basamakta yer alan varlığın edilgenliği en üst, etkenliği ise en alt düzeydedir. Cansız, saf maddedir. Bir derûnu yoktur. Sözgelimi bir taşın “iç dünyasında yaşadığı fırtınalı bir dönüşüm” neticesinde başka bir varlık mertebesinde karar kıldığı vâki değildir. Sonra “sırrı bilinmez” bir eklenme … Okumaya devam et Yaratılışın özüne doğru

Ene ve namaz

Mustafa Said İşeri

okur, düşünür, yazar, sever, gezer, arar...
okur lakin beddua ve lanet değil,
düşünür lakin bencilcesini değil hikmetlicesini,
yazar lakin yazarlık taslamaz,
sever lakin nur saçanı ve elemsiz lezzet vereni,
gezer lakin aylak aylak değil seyr ve fikr merakına,
arar lakin ebediyet mührü olanı ve beka bulanı,
cehalet çöllerinde hakikat ab-ı hayatına susamış bir yolcu gibi...
http://www.hakikatarayisi.com
Mustafa Said İşeri

Latest posts by Mustafa Said İşeri (see all)

Hazret-i Ali (RA) namaza duracağı vakit benzi sararır ve vücudu titrerdi: “Ne oluyorsun Ya Emire’l Mü’minin?” diye sorduklarında: “Allah’ın yerlere, dağlara ve göklere arz edip de onların kabulünden kaçındıkları ve benim boynuma aldığım ilahi emaneti ödeme zamanı gelmiştir, nasıl korkmayayım?” diye cevap verirdi. Peygamber Efendimiz’in (ASM) en büyük varislerinden biri olan Hz. Ali’nin (RA) bu yaklaşımı, namazın hakikatine dair şimdiye kadar bildiğimi zannettiklerimden çok daha farklı ve … Okumaya devam et Ene ve namaz