Doğru İslam ve doğru iman

İçinde bulunduğumuz zamanın en büyük problemlerinden birisi de “doğru İslam’ı ve İslam’a layık doğruluğu” bilmemek ve yaşayamamak… Risale-i Nur, anlayarak ve kabul ederek okuyan herkese, doğru İslam’ı ve İslam’a layık doğruluğu fiilen ve hâlen yaşatacak bir surette manevi olgunluğu, idraki ve feraseti kazandırabilir. Bu problem sadece “doğru İslam” kavramına da münhasır değil. Bu probleme ek olarak “doğru İslam” arayışının yanında “doğru iman” kavramı da gayet derecede önemlidir. Elbette pek çok kişi, İslamiyet ve imanı aynı görüyor ve aradaki farkı tefrik edecek müdakkik bakışı önemsemiyor. Oysa ki İslamiyet başka, iman başkadır. Bu hususta Risale-i Nurda geçen şu tarif gayet derecede manidardır:

İslamiyet iltizamdır; iman iz’andır. Tabir-i diğerle İslamiyet hakka tarafgirlik ve teslim ve inkıyaddır, iman ise hakkı kabul ve tasdiktir.

Bu tanıma göre hakka tarafgirlik, teslim ve boyun eğmek; hakkı kabul, tasdiğe kıyasen biraz daha kavranabilir, uygulanabilir ve suhuletli gözüküyor. Her kelime-i şehadet getirenin imanla kabre gireceği gibi bir durumun söz konusu olması mümkün gözükmediği ve imtihana uygun olmadığı bilinen bir hakikattir. Söz konusu problem imanın altı şartına göre değişik renge bürünebiliyor. Binlerce değişik şekilde sıkıntılı inanma sorunu ortaya çıkıyor. Hepsini bu yazıda ifade edebilmek haddimiz olmadığı gibi zamanımız da müsait değil. Lakin sosyal hayatta bolca karşılaştığımız kadere iman mevzularına taalluk eden “doğru iman” problemi içerisinde değerlendirebileceğimiz bir konuya dikkat çekmek istiyorum.

Nasıl bir kadere iman ediyoruz? İman ettiğimiz kader hakkında ne biliyoruz? Müslüman olan herkes şüphesiz kadere iman ettiğini ifade eder. Gayet güzel bir şey, bu hususta kimseyi yadırgadığım yok. Bahusus hayatımızdaki bazı acı olaylar bizi kadere iman noktasında gayet sıkıntılı durumlara, yani ehl-i sünnetin îtikâdi anlayışının dışına sevk edebiliyor. Dünya görüşümüz, siyasi tarafgirliğimiz ve kaderi kavramlara uzak oluşumuz gibi durumlar çok basit mantık hatalarıyla bizi yanlış bir kader inancına savurabiliyor. En çok düşülen hatalardan bir kaçı üzerinden ehl-i sünnetin kader itikadının bir veçhesini ifade etmeye çalışacağım. Bunun yanında ehl-i sünnet itikadının dışına çıkıldığında hangi batıl mezhebin kucağına düşüldüğünü anlatmaya çalışacağım.

Kadere taalluk eden çok yönlü meseleleri bir şeye bağlamak suretiyle yapılan en büyük hataların başında “Olmasaydın olmazdık” anlayışı ve türevleri var. Ordunun zafer kazanma noktasında komuta kademesinde görev yapmış bir komutan için “Sen olmasaydın savaşı kazanamazdık” veya “Sen olmasaydın hepimiz ölürdük” gibi bakış açıları gayet derece de sıkıntılı kaderî yaklaşımlara örnek verilebilir.

  • Babam olmasaydı, ben şimdiki durumumda olmazdım. Her şeyimi ona borçluyum.
  • Sen arabanla çarpmasaydın, bu adam ölmeyecekti.
  • Araba çarpmasaydı, yine ölecekti. Çünkü eceli gelmiş adamın.
  • Bu sene askere gitmeseydi ölmeyecekti.
  • Eceli gelmiş, gitse de ölecekti.
  • M. Kemal olmasaydı, adın Yusuf değil, Josef olurdu.
  • M. Kemal olmasaydı, siz burada namaz kılamazdınız.
  • O komutan olmasaydı, o kadar insan ölürdü veya ölmezdi.
  • Suriye’deki olaylara müdahil olmasaydı hükümet, o kadar insan ölmezdi veya ölürdü.
  • O adamla evlenmeseydin, çocuğun sağlıklı doğardı.
  • Bu yoldan gitseydin, başına bunlar gelmezdi.
  • O adamın arabasına binmeseydin, kaza yapmazdın.

Ehl-i sünnetin âmeli mezhepleri olduğu gibi itikadi mezhepleri de vardır. Matürîdîye ile Eş’arîye kolları olmak üzere iki büyük itikadi mezhebe sahip olan ehl-i sünnetin karşısında kaderi noktadaki dile getirdiğimiz bu sorunları doğru kabul eden ve ehl-i bid’ayı temsil eden Cebriye ve Mutezile mezhepleri bulunmaktadır. Bu hususta çok derin izahlara girmeksizin ufak bir temsil ile bir hakikati tarif etmiş olacağım. Zira farkında olmaksızın iman ettik dediğimiz bir mevzuda yanlış inanışlara savrulma ihtimali çok kuvvetlidir.

Mesela bir katil maktulü silah ile vuruyor.

Cebriye diyor ki katil olan kişi maktulü vursa da vurmasa da maktul yine de ölecekti.

Mutezile diyor ki katil maktulü vurmasa ölmeyecekti.

Ehl-i sünnete göre ise katil maktulü vurmasa idi, ölüp ölmeyeceği meçhuldü.

Canımızı yakacak bazı elim hadiseler karşısında veya şiddetli bazı tarafgirlik neticesinde ağzımızdan çıkacak sözlerin bizleri, ehl-i sünnet olarak, kadere iman hususunda savurtacak ve batıl itikadi görüşlere sevk edecek derecede önemli olduğunu hatırdan çıkarmamalıyız. Yanlış bir kader tasavvuru ile kendi maddi ve manevi hayatımıza zulmetmekten kaçınmalıyız. Sadece bir cümle ile Mutezile veya Cebriye olmaktan alıkoyacak farkındalık şuurunu kazanmak adına Kader Risalesi olan 26. Söz’ü mütalâlı bir şekilde mutlaka okumalıyız. Zira bir cümle bazen insanı okun yaydan çıktığı gibi imandan çıkarabilir. Hayatımızdan her türlü bid’aları ve dinsizliği işmam eden sözleri çıkartmalıyız.

Ali Bayar
Ali Bayar

Latest posts by Ali Bayar (see all)

Bir düşünce üzerine “Doğru İslam ve doğru iman

  1. Mustafa.

    Şöyle bir düşündüm de hayatımı, cok yanlis cümleler kurmusum. Kaderi hep kendi mantigimla sınırlamaşım… Sanki kader benim mantigimdan ibaretmis gibi…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaşım