Kelâmda istiğna

Bediüzzaman Said Nursi istiğnanın zirvesinde bir zat…

İstiğna için önce iktisad gelir ki Bediüzzaman’daki, yeme-içmenin ötesinde bir kanaat ve iktisad; nefesini, ömür dakikalarını boşa harcamayan bir zat…

İstiğnasının temeli, maddiyata, malayaniyata ve faniyata muhtaç olmayışı muntazır kalmayışı… Öyle ki kelamı/kelimeleri bile bir istiğna abidesi…

Kabul görmek, nam salmak, kapak atmak ya da beğenilmek, kendini/bilgisini ispat etmek için söylemiyor, kendini bunlara muhtaç hissetmiyor. Bizzat hakikat için, müdafaa için, Kur’an ve rıza için ve hakkın hatırına cevap için konuşuyor. Öyle eser yazayım diye kelam başına geçmişliği de yok.

Bakıyoruz Hutuvat-ı Sittesi sömürgecilere karşı, nutuk ve hitapları meşrutiyet-i meşrua için, Divan-ı Harbi Örfisi hürriyet müdaafasında hakkın gür sesi, Münazaratı hürriyete dair nice soru-cevaplar, Nur Külliyatı ahirzamanın dehşetli deccal ve süfyan fitnesinde tecdid-i iman, tefsir-i Kur’ân…

Adeta kendi konuşmuyor. Kelamında ihlasını bozacak en küçük bir lekenin olmaması için -ki son asır onu dellal bilmiş- karşısına ilahi kader nice muarızlar çıkardığı gibi nice muhtaçlar da çıkarıyor. Bir dinsiz, bir hâkim, bir hükümet, bir cahil, bir Süfyan ya da taleb-eden nurlu bir talebe…

Bu zat “beni dinlesinlerden” de müstağni. Zira o, ihlas ile söylenen bir kelamı dinleyen milyonlar manevi kulakları halk eden bir Zat-ı Zülcelal’in rızası, teveccühü için söylüyor.

Latest posts by Destan Şahlan (see all)

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaşım