Merhaba ya Şehr-i Ramazan

İşte şu iklim, işte şu mevsim, işte şu ay, işte şu okunan ezanlar, işte şu karlı meşher… Anlatılabilir mi sahiden? Tasvir edilebilir mi hakikaten? En ince ayrıntısını söyleyebilir mi diller? Bir fotoğrafla karelenebilir, bir çerçeveye sığdırılabilir mi şu haller? Bir kalıba sığdırmak ne kadar zor şimdi daha iyi anlayabilir miyiz? Bir kelimeye, bir cümleye sığdırmanın bir azap olduğunu daha iyi hissedebilir miyiz? Ya şu yüzdeki … Okumaya devam et Merhaba ya Şehr-i Ramazan

Ümmi peygamber

Harfler, kelimeler, cümleler bize neler ifade ederler. Noktalar, virgüller, soru işaretleri bizim niye nefesimizi keserler. Hepsinde bir şeyler mi gizli yoksa? Ya da hepsinin bir eksiği mi var? Biri topal, biri kör, birinin dili lâl mi olmuş? Ne diyorlar bize? Hayatın içindeler ve yaşıyorlar mı yoksa? Her gün bir suret mi giyiyorlar? Hangi sıbga ile boyanmış hangi fıtrat elbisesini giymişler? Onlardan birinin olduğu yerde bir … Okumaya devam et Ümmi peygamber

Kârlı ticaret mevsimi: Şuhur-u Selase

Biz bilirdik ki dört mevsim var. Biz bilirdik ki gökkuşağının yedi rengi var. Bir bilirdik ki kurulan dünya pazarı var. Şimdi hep bilirdik dedik ama ben bilmem zikrini çekmeyi unuttuk. Bizim hiçbir şey bilmediğimizi, yalnız Alim olanın Rabbimiz olduğunu unuttuk. Topraktan geldiğimizi, toprak olduğumuzu ve şeytanın ateşini söndürebileceğimizi unuttuk. Enfüsi pencerelere takılıp tefekkür penceresini aralamayı unuttuk. Dünyanın fani pazarlarında kârlı ticaretler yapıp ahiret azığı hazırlamayı … Okumaya devam et Kârlı ticaret mevsimi: Şuhur-u Selase

Ey aziz Üstadım!

Aziz Üstadım; Ben sana 56 yıl sonrasından yazan yirmili yaşlarda bir gencim. Zifiri karanlıklardan, gafletli gecelerden, günah dolu günlerden yazıyorum. Yazmaya niyet ettim çok şükür sükuttaki kelimelerim kâğıda dökülerek fiiliyata geçti. Her geçen gün zatına hayran olduğum aziz Üstadım, kalem kelama kadir olmak ister. Okuduklarımızdan dinlediklerimizden daha fazlasıydın Aziz Üstadım. Yaşadığın dönemin zorluklarını okudukça bir taş oturuyor sanki içime. Çektiğin eziyetleri düşündükçe gözlerime yaşlar doluyor. … Okumaya devam et Ey aziz Üstadım!

Bir yabancı: “Abdullah”

“Hey çocuk” diye bağırırken bir yabancı, tüm nefesinin kesildiğini hissettiği andı belki de. Elinde helal yoldan alınmamış bir ekmek, yüzü kıpkırmızı utanç duygusu bedenini sarmış, dizlerinde şiddetli bir titreme, kalbinin ritminde sürat vardı. Arkasını döndü ve sinema perdesi gibi hayatı gözlerinin önünden geçip gitti. Dayak yediğini, hapse atıldığını, mahallede taşlandığını perdede izledi. Tüm bu hayal perdesini kesip şimdiye döndüren bir ses duydu yabancıdan: – “Helal … Okumaya devam et Bir yabancı: “Abdullah”

Kaygı oyunu

Günlerden Pazardı. Ben yine yollara düşmüştüm. İnsan zaten bu dünyada garip bir yolcu değil miydi? Yolculuk içinde yolculuk yapıyordum yine anlayacağınız. Yolculuk, insanın zihnine hiç gelmeyecek şeyleri getirir, hatta hayaller kurdurur. Bazen dünyayı bile biz kurtarırız. Hele bir de radyo açıksa sevmediğimiz müzikleri bile yolculuk esnasında severiz. Elhasıl, yolculuk güzeldir. Kısa bir otobüs yolculuğunun ardından havaalanına gelmiş ve uçağın kalkış saatini bekliyordum. Kapı numarasına doğru … Okumaya devam et Kaygı oyunu